Kanserde Erken Teşhis

Kanserde Erken Teşhis Çok Önemli

İzmir’de yaşayan emekli öğretmen Semiha Koçyiğit, refakatçi olarak girdiği hastane kapısından kanser hastası olduğunu öğrenerek çıktı ve tam 5 kez kanseri yendi.

Başarılı bir meslek hayatının ardından emekliye ayrılan ve İzmir’deki anne ve babasının yanına yerleşen Semiha Koçyiğit, 1997’de babasının refakatçisi olarak İzmir’deki bir hastaneye gitti. Babasının ve doktorunun ısrarıyla sağlık kontrolünden geçen Koçyiğit’in yumurtalığında kiste rastlandı. Erken evre kanser hastası olduğu anlaşılan Semiha Koçyiğit, ameliyatla hastalıktan kurtuldu.

Ameliyatın ardından 11 yıl herhangi bir sağlık sorunu yaşamadan hayatına devam eden Koçyiğit’in meme kanserine yakalandığı yine bir doktor kontrolü sırasında tespit edildi.

Tam 5 kez tümörler nedeniyle ameliyat masasına yatan 59 yaşındaki Semiha Koçyiğit, hepsinde de erken teşhis sayesinde kanserden kurtuldu.

Kaynak: http://www.trthaber.com/haber/saglik/hayata-5-kez-tutundu-240342.html

Kanserin Nedeni Çevre

10 kanserden dokuzu çevresel faktörlerle yaşam biçimi sonucu gelişiyor. ABD’de kanserile ilgili çalışma yapan araştırmacılar bu sonuca vardı. New York’taki Stony Brook Üniversitesi araştırmacılarına göre, dış faktörler kanser gelişiminde sanılandan çok daha etkili oluyor.

Kanserle ilgili önceki çalışmalarda hücre mutasyonlarının tümör gelişiminde önemli rol oynadığına işaret edilmişti. Ancak Amerikalı araştırmacıların yeni çalışmasına göre fazla güneşe maruz kalmamak, dengeli beslenmek, egzersiz yapmak ve sigarayı bırakmakla pek çok kanser türü önlenebilir.

Yeni araştırmada dış faktörlerin olmaması halinde kanserlerin yüzde 70’iyle yüzde 90’ının gelişmeyebileceği belirtiliyor. Kalın bağırsak kanserinin yüzde 75’inin beslenme, deri kanserinin yüzde 86’sının güneş, beyin ve boyun kanserlerinin yüzde 75’inin de sigara ve alkol sonucu geliştiği işaret ediliyor.
Araştırmada incelenen bir vakada kanserin daha az görüldüğü bir bölgeden, daha fazla görüldüğü bir bölgeye göç edenlerin, orada aynı yüksek oranda kansere yakalandıklarına dikkat çekiliyor.
Bu durumun da kanserin biyolojik ve genetikten çok çevresel kaynaklı olduğunu desteklediği vurgulanıyor.
Bilim insanları sigarayı bırakmanın, alkol tüketimini azaltmanın, fazla kilo almamaının ve sağlıklı beslenmenin kanseri önemli ölçüde azaltabileceğini söylüyor.

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/saglik/kanser-nedeni-gen-degil-cevre-1494371/

‘Kanser hastası’ rolü gerçek oldu

Oyuncu Annabelle Wood’a, kanser araştırmalarını destekleyen bir vakfın yardım kampanyasında kanser hastasını oynaması için teklif geldi, Wood teklifi kabul edip imzayı attı, 4 ay sonra rol gerçek oldu.

Kanser araştırmasını destekleyen bir vakfın yardım kampanyasında kanser hastasını oynayan Annabelle Wood, meme kanserine yakalandı.

İngiliz dizi ve reklam oyuncusu Wood, Mac Millan Vakfı’nın yardım kampanyası için hazırlanan televizyon filminde oynadı.

4 AY SONRA MEME KANSERİ OLDUĞUNU ÖĞRENDİ

Hürriyet’in aktardığına göre, 4 ay sonra Wood’a meme kanseri teşhisi koyuldu. 47 yaşındaki, 2 çocuk annesi Wood’un 2 memesi alındı. Aylarca kemoterapi tedavisi gören Wood, şimdi yeniden yaşama tutunmaya çalışıyor.

Kaynak: http://www.ntv.com.tr/saglik/kanser-hastasi-rolu-gercek-oldu,5QcOjTseiECk_gM2qAOSnA

Kan Şekerini Hızlı Yükselten Gıdalar Kanser Riskini Arttırıyor

Akciğer kanserinin bir numaralı sebebi sigara daha doğrusu pipo, puro, nargile her türlü tütün içilmesidir ve bu hastalara bakıldığında yüzde 85′ inin sıkı birer “tiryaki” oldukları görülür.

Geriye kalan yüzde 15 kadar hasta hayatlarında hiç sigara içmemiş olan kişilerdir ve bunlarda dumana pasif olarak maruz kalmak, hava kirliliği, radon ve diğer kanserojenler sebep olarak gösterilir.

MD Anderson Cancer Center uzmanları tarafından gerçekleştirilen yeni bir araştırma “glisemik indeksi” yüksek diyetle beslenmenin de akciğer kanseri riskini artırabileceğini ortaya koydu.

Araştırma, glisemik indeks-akciğer kanseri ilişkisinin hayatlarında hiç sigara içmemiş ve skuamöz tipte akciğer kanseri olanlarda daha da kuvvetli olduğunu gösteriyor.

Cancer Epidemiology, Biomarkers & Prevention isimli dergide yayınlanan araştırma, yeni akciğer kanseri teşhisi konan 1905 hasta ve 2413 sağlıklı erişkin üzerinde yapıldı.

Diyet glisemik indeks (GI) GI ve glisemik yük (GY) değerleri yayınlanmış GI bilgilerine göre belirlendi ve katılımcılar bu değerlere göre beş eşit gruba ayrıldı.

Akciğer kanseri riski günlük GI değerleri en yüksek olanlarda en düşük olanlara oranla yüzde 49, skuamöz hücreli kanser riski ise yüzde 92 daha fazla bulundu ama GY ile akciğer kanseri arasında bir ilişki tespit edilemedi.

Bu ilişki hiç sigara içmemiş olanlarda ve skuamöz tipte kanseri olanlarda veya eğitim seviyesi düşük olanlarda daha da kuvvetliydi.

Araştırmanın sadece İspanyol olmayan beyazlar üzerinde ve geriye dönük olarak yapılmış, diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalıklarının hesaba katılmamış olması gibi kusurları var.

Bu sonuçların diğer etnik gruplarda da ileriye dönük kohortlar üzerinde araştırılması ve GI’ in kanser riskini hangi mekanizmalarla artırdığının incelenmesi gerekiyor.

Glisemik indeks ve glisemik yük nedir?

Glisemik indeks, bir gıdanın yendikten sonra kan şekerini ne kadar çabuk yükselttiğini gösteren bir değerdir.

Glukozun glisemik indeksi 100 olarak kabul edilir ve diğer karbonhidratlar buna göre değerlendirilir; GI 0-100 arasında değişir.

Glisemik indeksi düşük besinler daha uzun süre tok kalmayı sağlarken yüksek olanlar ise insülin salgısını hızla artırarak kan şekerinin düşmesine, dolayısıyla da hemen acıkmaya sebep olurlar.

Glisemik yük ise bir gıdanın kan şekerini ne kadar yükselttiğini gösterir ve yiyecekteki karbonhidrat miktarının o gıdanın glisemik indeksi ile çarpılıp 100′ e bölünmesiyle hesaplanır.

Glisemik indeksi yüksek gıdalar, kan şekeri ve insülin seviyesini ve bunlar da insülin benzeri büyüme faktörlerini (IGFs) artırır.

Yüksek IGFs seviyelerinin akciğer kanseri riskini artırdığı bilinmekle beraber glisemik indeks-akciğer kanseri ilişkisi hakkında bir bilgi yoktu.

Araştırmacılar ne diyor?

Araştırmanın uzmanlarında Xifeng Wu “Sebze ve meyveden zengin beslenme akciğer kanseri riskini azaltırken kırmızı et, doymuş yağlar ve süt ürünleri akciğer kanserini artırıyor” diyor ve ekliyor:

“Bu neticelere dayanarak özel diyet tavsiyesi yapmanın doğru olmaz ama yüksek GI olan ekmek, simit, mısır gevreği ve pirinç gibi gıdaların azaltılmasının hem akciğer kanseri hem diğer hastalıkların önlenmesinde rolü olabilir.

GY ile akciğer kanseri arasında bir ilişki bulunmamış olması, karbonhidratların miktarından ziyade kalitesinin önemli olduğunu düşündürüyor.

Eğitim düzeyi düşüklüğü de muhtemelen diyet kalitesi ve sigara alışkanlığını etkilediği için riski artıyor olmalıdır.”

Gelelim neticeye

BİR: Beslenmenin tüm kanserlerin hatta obeziteden diyabet, kalp krizi, felç, astım, KOAH, depresyon, sedef, Alzheimer, osteoporoza kadar tüm hastalıkların ortaya çıkmasında rolü olduğunu savunan biri olarak beslenmenin akciğer kanseri riskini de artırabileceğini ortaya koyan bu çalışmayı çok beğendim.

Hiç şüpheniz olmasın ki, araştırıldığında beslenmenin rahim ağzından meme ve prostata kadar diğer kanserlerde de risk faktörü olduğu ispatlanacaktır.

Modern beslenmenin temel unsurları olan işlenmiş un, şeker ve trans yağların bağırsaklardaki bakteri kompozisyonunu bozarak oksidatif stres ve enflamasyona (Mikropsuz iltihap) yol açtığını ve bunun üzerine eklenen kişisel ve çevresel faktörlerin hangi hastalığın ortaya çıkacağını belirlediğine inanıyorum.

İKİ: Bu araştırmada kırmızı et, doymuş yağ ve süt ürünlerinin suçlanmasına da hiç şaşırmayın ve bunları bizim yediğimiz sağlıklı et, tereyağı, süt, yumurta ile sakın karıştırmayın.

Bunlar GDO’ lu yemle, hormon, antibiyotik ve ilaçlarla fabrikalarda beslenen hayvanlardan elde edilen işlenmiş ürünlerdir ve elbette kanserojendirler.

Kaynak: http://www.yenisoz.com.tr/

Bursa’da Yeni Kanser Cihazları ile Randevu Süreleri Kısalacak

Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi, Nükleer Tıp Kliniğinde yeni kurulan ileri tıbbi teknoloji SPECT-BT ve PET-BT cihazları ile kanser hastalarına daha hızlı hizmet verebilecek.

Bursa Kamu Hastaneleri Birliğine bağlı Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi, yeni cihazları ile Bursa’nın kronik sağlık sorununu ortan kaldıracak.Kanserli hastaların tanı ve tedavisinde üzerine düşen sorumluluğun bilinciyle gerekli cihazların temini sağlamaya çalıştıklarını ifade eden Hastane yöneticisi Op. Dr. Oktay Çelik, “Halkımıza layık olduğu hizmeti en üst düzeyde sunmak için önemli bir adım atmış bulunmaktayız.

Bu cihazlar ile Bursa’nın kronik bir sağlık sorunu ortadan kalkmıştır. Bursa’da daha önce 3 adet PET-BT cihazı olması sebebiyle hastalar ceplerinden yüksek miktarda paralar ödemesine rağmen 2 ay sonrasına randevu almaktaydı. Artık hastalarımız daha çabuk hizmet alacak. Gama kamera, SPECT-BT ve PET-BT cihazlarının bir arada olduğu 3 üniversite hastanesi haricinde Sağlık Bakanlığına bağlı tek hastanedir. 2015 yılı ocak ayında yeniden yapılanma projesi ile hizmet kalitesinde belirgin bir iyileşme ve hasta sayısında yüzde 50 oranında bir artışa sebep oldu” diye konuştu.

Bursa Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Prof.Dr.Rüstem Aşkın ise “Bu cihazları Türkiye’de en ucuz fiyata aldık. İnşallah hastanemiz ilkleri yaşayacak. Emeği geçenlere teşekkür ederim” dedi.

Kaynak: www.bursatv.com.tr

Hidayet Türkoğlu’ndan Kanser Hastasına Moral Ziyareti

Türkiye Basketbol Federasyonu (TBF) Üst Yöneticisi (CEO) Hidayet Türkoğlu, Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde tedavi gören 14 yaşındaki kanser hastası basketbolcu Erol Uçar’ı ziyaret etti.

TBF’nin açıklamasına göre Türkoğlu, Hacettepe Üniversitesindeki söyleşisine doktorların izin vermemesi dolayısıyla katılamayan Erol’a sürpriz yaptı.

Türkoğlu, geniz kanseri tanısı nedeniyle 10 gün önce tedavi altına alınan Erol’un durumundan haberdar edilmesi üzerine soluğu hastanede aldı.

Birlikte maç izleme sözü aldı

Genç basketbolcuya destek olan Türkoğlu, Erol’a imzalı forma hediye etti. Bu ziyaret nedeniyle büyük bir sevinç yaşayan Erol, Türkoğlu’ndan iyileştikten sonra birlikte maç izleme sözü aldı.

4 yıldır lisanslı olarak basketbol oynayan, okul takımıyla Antalya birinciliği ve Türkiye sekizinciliği başarıları yaşayan Erol, Türkoğlu’nun ziyaretinin hastalığını yenme konusunda kendisini motive ettiğini belirtti.

Kaynak: http://aa.com.tr/tr/spor/hidayet-turkoglundan-moral-ziyareti/534992

George Karl’a kanser teşhisi

NBA takımlarından Denver Nuggets’ın başarılı antrenörü George Karl’a bir kez daha kanser teşhisi konuldu. Geçmişte prostat kanseri tedavisi gören Karl, bu kez de gırtlak kanserine yakalandı.

George Karl geçen hafta, kendisini 2010-2011 sezonunun sonuna kadar Denver Nuggets’a bağlayan sözleşmenin altına imza attıktan sonra, All-Star maçında Batı Karması’nı yönetmişti.

Rüya gibi geçen All-Star hafta sonu sonrası, Denver antrenörüne doktorlarından kötü haber geldi. Karl, bir kez daha kanserle mücadele etmek zorunda. 2005 yılında prostat kanseri tedavisi gören 58 yaşındaki antrenöre bu kez de gırtlak kanseri teşhisi kondu. All-Star dönüşü hastalığı hakkında oyuncularını bilgilendirdiğini ifade eden Karl, Nuggets organizasyonuna kendisine verdiği destek için teşekkür etti.

Nuggets yönetimi de haftalar öncesinden Karl’ın gırtlak kanserine yakalandığından haberdar olduğunu açıkladı.

Kaynak: http://basketdergisi.com/george-karla-kanser-teshisi.html

DNA Kodlarından Üretilen Kimyasal Kanser Hücrelerini Tanıyacak!

Broad Enstitüsü’nden bir grup araştırmacı farklı mutasyonlara sahip hücreleri daha hızlı tespit etmek için bir barkod ürettiler, bu sayede kanser teşhislerinin daha da hızlı gerçekleştirileceği düşünülüyor. Araştırmanın makalesi Nature Biotechnology dergisinde yayımlandı.

Bilim insanları kanseri teşhis etmek için birçok farklı çeşit hücre ile çalışması gerekiyor çünkü kansere sebep olan hücre tiplerinin sayısı hiç de az değil. Bu yüzden teşhis kısmı uzun sürebiliyor. Ayrıca kullanılan ilaçlar kanserli hücreleri öldürebiliyor ancak mutasyona uğramış olan hücrelerle sağlı hücrelerin içi içe olması bu süreci de yavaşlatıyor.

Ekip ise virüs kaynaklı bir kod ile kanserli hücreleri boyayarak tespit edebilecekleri bir yöntem geliştirdi. Barkod boyadığı hücrelere zarar vermeyecek, sadece araştırmacıların kanserli hücreleri diğer hücrelerden ayırt etmesine ve tiplerini anlamasında yardımcı olacak.

Kansere karşı üretilen bir ilacın işe yarayıp yaramadığını anlamak için araştırmacılar önce belli bir tip kanser hücresini bir hayvan içerisinde büyütüyor ve ardından kullanılacak ilaç test ediliyor ve yarıyorsa insanlar üzerinde kullanılıyor. Ekip aynı yöntemi barkod için de kullanacak ve eğer işe yaradığı görülürse yaklaşık 100 farklı kanser hücresini tespit etmek mümkün olacak.

Ön bulgular, barkod yönteminin işe yarayacağını ve doktorlara doğru tedavi yöntemlerini uygulamalarında yardımcı olacağını gösteriyor. Bu büyük bir gelişme olacak çünkü kanseri teşhis etmek ve ona uygun tedavi yöntemleri kullanmak gerçekten zor ve çoğu zaman deneme yanılma yöntemi ile gerçekleştiriliyor. Ayrıca bazı kanser hücreleri küçük olduklarından dolayı fark edilmeyebiliyorlar.

Kaynak: http://popsci.com.tr/2016/03/10/dna-kodlarindan-uretilen-kimyasal-kanser-hucrelerini-taniyacak/

Kanserde Tümör Belirteçleri Saptamanın Yolu Bulundu

BBC Türkçe’de yer alan habere göre: Londra Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, tümörlerin en zayıf noktalarını oluşturan “tümör belirteçlerini” saptamanın yolunu buldu. Araştırmacılar bu belirteçleri ortaya çıkararak bağışıklık sistemine “hedef göstermeyi” planlıyor.

Böylece, her bir hastaya özel aşılar geliştirerek kanserle mücadelenin mümkün olacağına inanıyorlar. Ancak ayrıntıları Science dergisinde yayınlanan bu yöntemin pahalı olacağı ve henüz hastalar üzerinde denenmediği bildiriliyor.

Araştırmacılar iki yıl içinde hastalar üzerinde denemelere başlamayı umuyor.

NASIL İŞLEYECEK?Kemoterapiden farklı bir yöntem olan bağışıklık tedavisi (immunoterapi) bir süredir uygulanan ve farklı ilaçları geliştirilen bir yöntem. Bazı immunoterapi yöntemleri ile bazı hastalarda mucizevi sonuçlar alındığı, kanserin tamamen kaybolduğu biliniyor.

Bu yöntemler genelde bağışıklık sisteminin işini yapmasını engelleyen unsurları ortadan kaldırarak, kanserle vücudunun kendisinin savaşmasına imkan tanıyor.

BBC’nin sağlık muhabiri James Gallagher bunu “bağışıklık sistemine fren etkisi yaratan unsurları ortadan kaldırmak” olarak özetliyor. Muhabirimize göre yeni yöntem ise “bağışıklık sisteminin direksiyonunu ele geçirmeye” benzetilebilir.

Araştırmacılar hem fren mekanizmasını ortadan kaldırıp hem de direksiyonu ele geçirirlerse, pekçok kişinin hayatını kurtarabileceklerine inanıyorlar. Çalışmaya mali destek sağlayan Cancer Research UK vakfından Profesör Peter Johnson, laboratuvar deneylerinde etkileyici sonuçlar gördüklerini, şimdilik çok karmaşık ve yeni bir teknoloji olsa da, kullanıma girdiğinde ucuzlayacağını söylüyor.

BUNDAN ÖNCE NEDEN AŞI BULUNAMADI?Bilim adamları bağışıklık sistemi üzerinde uzun bir süredir çalışıyor — ancak bu yolla tam etkili bir kanser aşısı henüz bulunamadı. Bunun bir sebebi, vücut savunmasının yanlış hedeflere yönlendirilmesi olabilir. Sorun, kanser hücrelerinin birbiriyle aynı olmaması.

Büyük ölçüde mutasyona uğrayan hücreler, tümörün farklı bölümlerinden alınan örneklerde tamamen farklı görünüp, farklı hareket edebiliyor. Bir bakıma gövdesinde mutasyon olan, daha sonra da bu mutasyonların dört bir yana doğru dallanıp budaklandığı bir ağaç gibi büyüyor kanser.

BUNA “KANSERDE HETEROJENLİK” DENİYOR

Araştırmada bu “ağacın gövdesi”nde, bir başka deyişle kanserin merkezinde antijenleri, yani kanser hücrelerinin yüzeyinden çıkıntı yapan proteinleri değiştiren mutasyonları belirlemenin yolu bulundu.

Image copyrightScience Photo Library’Heyecan verici gelişme’Londra Üniversitesi Kanser Enstitüsü’nden Prod Charles Swanton, “Bu çok heyecan verici. Artık tedavi önceliklerini belirleyebilir ve her hücredeki tümör antijenlerini hedef alabiliriz” diyor.

Mutasyonların merkezini hedef almak için iki yöntem öneriliyor:

Bunlardan biri her hastaya özel hazırlanacak, bağışıklık sistemlerinin kanser hücrelerini “görebilmesini” sağlayan aşılar yapmak. Diğeri de zaten bu mutasyonlarla mücadele etmekte olan bağışıklık hücrelerinden örnek alıp, bunların sayılarını çoğaltarak vücuda geri vermek şeklinde.

BAŞARILI OLABİLİR Mİ?Ancak bazı uzmanlar tedavinin sonuçlarını öngörmek için henüz erken olduğunu, uygulamada zorluklar çıkabileceğini belirtiyorlar.

Kanser Araştırmaları Enstitüsü’nden Dr Marco Gerlinger “Değişip evrilebilen kanserler, başlangıçtaki antijeni kaybedebilir veya maskeleyebilir. Bunlar sürekli değişen hedefler, o yüzden kontrolleri güç olabilir” diyor. Edinburgh Üniversitesi’nden Dr Stefan Symeonides ise, özellikle de zamana karşı yarışılan durumlarda kişiye özel aşı geliştirmenin güçlüklerine dikkat çekiyor.

Doktor Symeonides “Bu araştırma bize hangi hastaların immunoterapi ilaçlarına cevap vereceğini, hangilerinin vermeyeceğini anlama ve bu tedavileri geliştirme çabalarımızda yıllar boyunca kullanabileceğimiz veriler sunuyor.” diyor.

Kanser Faktörleri Nelerdir?

Kanser bilindiği üzere genetik bir hastalıktır ve bu haliyle hücrelerimizin fonksiyonlarını özellikle de nasıl gelişip bölündüklerini kontrol eden genlerdeki değişimler sebebiyle ortaya çıktığını söylemek doğru olacaktır.

Kansere sebep olacak genetik değişimler, anne ve babadan aktarılmış olabileceği gibi, bireyin hayatı süresince gerçekleşen hücre bölünmeleri sırasında ortaya çıkan ve düzeltilemeyen DNA hasarları -mutasyonlar- dolayısıyla da oluşabilir. Bu DNA hasarlarına belirli bir takım çevresel faktörler, radyasyon, diğer moleküler mekanizmalar, sigara içmek, güneşten gelen ultraviyole -morötesi- ışınlar veya kanserojen kimyasallara maruz kalmak da sebep olabilir.

Tüm bu etkenlere bakılarak denilebilir ki; her bireyin kanseri kendine özgü sebeplerle oluşmuş tekil bir genetik değişim kombinasyonu dolayısıyla ortaya çıkar. Ancak kanser ilerledikçe yeni değişimler ortaya çıkar ve bir tümörün içinde dahi birbirinden farklı genetik değişimlere sahip olan hücreler ortaya çıkar.

Genel olarak kanserli hücreler, normal hücrelere oranla daha fazla genetik değişim bulundurur diyebiliriz. Ne var ki, bu değişimlerden bazıları kanserle hiç ilgili olmayabilir veya kansere sebep olmaktan çok sonucu olarak da ortaya çıkabilir.

İlişkili Gen Grupları

Kanser ile ilişkili olan genetik değişimler üç farklı gen grubunu etkileyebilir : tümör baskılayıcı genler, DNA tamir genleri ve proto-onkogenler.

Proto-onkogenler normal bir hücrede büyüme ve bölünme süreçlerine dahil olurlar. Ancak bu genler belli değişimler geçirince normalden daha aktif bir hale gelerek onkogen’lere -kanser yapıcı- dönüşür ve hücrelerin bölünmemesi ve büyümemesi gereken durumlarda dahi, büyüyüp bölünmelerine yardımcı olur.

Tumör baskılayıcı genler de hücre büyümesi ve bölünmesini kontrol eden gen gruplarıdır. Bu bağlamda bu genlerde gerçekleşen bir takım değişimler, hücrelerin kontrolsüz biçimde bölünmeleri ve kansere yol açmaları ile sonuçlanabilmektedir.

DNA tamir genleri ise, her hücre bölünmesinde veya protein sentezi sırasında ortaya çıkan genetik değişimleri, mutasyonları ve DNA hasarlarını tarayarak düzeltme görevi olan proteinleri üreten genlerdir. Bu genlerde ortaya çıkan değişimler, her gen için olduğu gibi kanser ile ilgili genlerin de geçirdikleri değişimlerin düzeltilememesine sebep olacağından sonuçta kanser yapıcı etmenlerin ortaya çıkışına sebep olmaktadır.

Bilim insanları kansere sebep olan moleküler değişimler hakkında daha fazla şey öğrendikçe, belirli bir takım mutasyonların birçok kanser türünde ortak olarak görüldüğü sonucuna vardılar. Bu sebepten dolayı da, kanser tipleri bazen -en azından doktorlar ve araştırmacılar tarafından- doku, organ veya mikroskop altında nasıl göründüklerine göre değil, sahip oldukları genetik özelliklere göre sınıflandırılmaktadır.